18 Nisan 2010 Pazar

YUMURTALIK KANSERİ

Yumurtalik Kanseri Nedir?
Yumurtalık kanseri yumurtakikların uzerınde hızlı düzensiz ve zararli hücre cogalmasıdır.eger tedavi edilmezse rahmin alınması hatta ölümlere bile sebep olabilir.

Risk faktörleri

Hiç çocuk doğurmamış olmak

Geç yaşta anne olmak

Menapoza geç girmek (55 yaşından sonra)

Ailede yumurtalık kanseri olması

Ailede barsak, meme, akciğer, rahim kanseri olması

Beyaz ırkdan olmakdır.

Belirtiler ve Tanı;
Genellikle erken dönemde hiç bir belirti vermeyen bu tümörler geç dönemde karında ağrı, şişkinliğe neden olur. Menapozdan sonra risk altındaki kadınların düzenli olarak vajinal ultrasonografik incelemelerinin yapılması ve CA-125 adı verilen tümör belirteçinin kandaki düzeyinin belirlenmesi yararlıdır. CA-125'in kandaki düzeyi yumurtalık kanserinde yükselir, bunun dışında endometriosis, myomlar, enfeksiyonlar, hamilelikde bu tümör belirteçinin düzeyinin yükselmesine yol açar.
Cerrahi ile tümör ve yayıldığı çevre dokular çıkarılarak ve kemoterapi (ilaç tedavisi) ile bu kanserler tedavi edilir.

Şikayet, Bulgular ve Tanı

Olguların büyük bir kısmında karın şişliği, karında gerginlik ,ağrı, kabızlık şikayeti mevcuttur. Bazen vajinal kanama olaya eşlik eder. Nadiren de olsa over tümöründen bazı kadınlık hormonlarının (östrojen veya adrojen) salgılanmasına bağlı olarak erken yaşta adet görme, düzensiz adet görme veya kıllanma saptanabilir. Karında şişlik oluşabilir. Çoğu olguda karında sıvı (asit) birikir . Çok az bir olguda , hastada bir şikayet yoktur.

Hastaların küçük bir bölümünde şikayet olmadan jinekolojik muayene ve ultrasonografik inceleme sırasında yumurtalıkta değişik büyüklükte kitle saptanabilir . Hastaların büyük bir kısmında tümör karın içerisine yayılım yapmıştır ve ileri evre olgularından oluşur. Hastalar genellikle bu durumdan ileri derecede sıkıntı duyarlar.

Bu hastalarda yapılan muayene , ultrasonografik inceleme ve MR da , batın içerisinde kitle ve asit saptanabilir. Hastalığın tanısında ve yaygınlığını belirlemede MR / CT bulguları da çok önemlidir. Karın içerisinde düzensiz sınırlı, yer yer solid ve kistik alanlardan oluşan kitle saptandığında kanser olasılığı yüksektir.
Serum CA 125 düzeyi çoğu ileri evre olgularda yüksek saptanırsa da, serum tümör belirteç düzeyinin düşük olması , olgunun kanser olmadığını göstermez. Serum tümör belirteç düzeyi tanıdan çok, hastalığın takibi için kullanılır. Doppler USG kitlenin kanser mi yoksa iyi huylu mu olduğunu belirlemede kullanılabilen bir yöntemdir. Kanserli dokular artmış kan akımına ihtiyaç duyarlar. Doppler ultrasonografi ile kitlede artmış bir kan akımı olup olmadığını belirlenebilir. Kitle içinde düşük dirençli akım (RI <>
Patoloji, Davranış ve Yayılım

Overden kaynaklanan tümörler histolojik olarak epitelyal, borderline epitelyal , germ hücreli veya seks kord stromal diye sınıflandırılan farklı tipte tümörler olabilir

Genel olarak baktığımızda epitelyal doku kaynaklı over kanseri , diğer tiplere göre daha sık görülür. Epitelyal tümörler genellikle orta ve ileri yaş grubunda gözlenirken, germ hücreli tümörler genellikle genç yaş grubunda karşımıza çıkar. Borderline epitelyal over tümörleri (düşük maliğn potansiyelli tümörler) davranış açısından genellikle maliğn epitelyal tümörler gibi davranmazlar. Çoğu kez overde sınırlı iken saptanırlar ve hastalığın seyri daha iyidir. Ancak, karın içerisine ( invaziv veya non-invaziv tipte ) yayılım yapmış borderline over tümörleri de olabilir. Seks kord over tümörlerinin bir kısmı hormon (östrojen veya adrojen) salgılayabilirler. Buna bağlı şikayetler veya bulgular gözlenebilir. Bu gibi olgularda over tümörüne, rahim iç tabakasında hücre değişiklikleri (endometriyal hiperplazi veya kanser) eşlik edebilir. Bu neden ile rahim iç tabakası (endometriyum) mutlaka değerlendirilmelidir.

Yumurtalık kanseri en çok batın içine yayılım gösterir. Çoğu olguda karın içerisinde sıvı (asit) de bulunur. Karın içindeki damarlar çevresinde bulunan lenf bezlerine yayılım veya karaciğer, akciğer, dalak gibi organlara kanserin yayılması (metastaz) da olabilir. PET CT adı verilen radyolojik bir inceleme yöntemi, kanserli hücrelerin organ veya lenf bezlerine yayılıp yayılmadığını belirlemede yaygın olarak kullanılmaya başlayan oldukça etkin ve güvenilir bir yöntemdir.

Yumurtalık Kanserinin Evrelemesi

Kötü huylu over tümörleri de , ameliyat yapıldıktan sonra evrelendirilirler (Tablo 1). Ameliyat öncesi yapılan incelemeler ve araştırmalar neticesinde yumurtalıkta sınırlı gibi duran bir olguda aslında %20-30 daha ileri bir evre söz konusudur. Dolayısı ile her hastanın gerçek evrelemesi için cerrahi evreleme yapılmalıdır. Evreleme sonucuna göre hastaya ek bir tedavi yapılıp yapılmayacağına karar verilir.. Genellikle lenf bezlerine yayılmış kanser olguları kemoterapiye her zaman iyi yanıt vermezler. Dolayısı ile, ameliyat damarlar çevresindeki lenf bezelerinin çıkartılması tümör hücre yükünün azaltılması açısından da katkı sağlar.

Tablo 1 : Over Kanserinin Evrelemesi

1a- Tümör tek overde sınırlı, kanser yumurtalığın dış yüzeyine çıkmamış ve /veya asit yok ve/veya karın içi yıkantı sıvısı negatif

1b- Tümör her iki overde sınırlı, kanser yumurtalığın dış yüzeyine çıkmamış ve /veya asit yok ve/veya karın içi yıkantı sıvısı negatif

1c- 1a veya 1b bulgularına ilave olarak, kanser yumurtalığın dış yüzeyine çıkmış ve /veya asit sıvısı veya karın içi yıkantı sıvısı pozitif.

2a- Rahim veya tüplere (tuba) yayılım

2b- Diğer pelvis içi dokulara yayılım

2c- 2a veya 2b bulgularına ilave olarak, asit sıvısı veya karın içi yıkantı sıvısı pozitif.

3a- Karın içine mikroskopik olarak yayılım mevcut.

3b- Karın içine 2 cm den daha küçük makroskopik yayılım mevcut.

3c- Karın içine 2cm den daha büyük makroskopik yayılım mevcut ve/veya lenf bezlerine yayılım mevcut.

4- Uzak organ yayılımı ( akciğer zarında toplanan sıvıda kanser hücreleri mevcut, organ içine yayılım)

Over Kanserinin Cerrahi Tedavisi

Karın mutlaka orta hat kesi ile açılmalıdır .Kozmetik nedenler ile sezaryen kesisi yapılarak kanser ameliyatı yapılamaz. Karın içine steril su dökülerek yıkantı sıvısı veya varsa asit sıvısından örnek alınmalıdır. Kitle çıkartılarak mutlaka dondurarak-kesit yöntemi (frozen) ile patolojik olarak değerlendirilmelidir. Eğer kanser saptanırsa, hastanın yaşı ve doğurganlık isteği ( fertilite) durumu göz önünde tutularak cerrahiye devam edilmelidir. Amaç geriye karın içinde hiç tümör bırakmadan cerrahi evreleme işleminin yapılması olmalıdır. Ameliyat sonrası karın içerisinde tümör kalması , over kanseri olgularında, hastalığın seyrini (prognozunu ) en olumsuz yönde etkileyen faktördür.

Eğer tümör tek overde sınırlı ise ve hastanın doğurganlığının devam ettirilmesi isteniyorsa, rahim ve diğer yumurtalık ve tüp korunarak, sadece yumurtalıktaki kitlenin çıkartılmasına ilaveten , omentektomi , pelvik-paraaortik lenfadenektomi ve varsa karın içindeki şüpheli alanlardan, yoksa rastgele karın iç yüzünü döşeyen zardan (peritoneal yüzeylerden) çok sayıda biyopsiler yapılmalıdır. Doğurganlığı koruyucu cerrahi evreleme sonrası evre 1a ve grade 1-2 , olgularda yapılan cerrahi işlem yeterlidir ve ameliyat sonrası kemoterapi yapılmasına gerek yoktur. Dolayısı ile cerrahi evreleme yaparak hangi hastalara kemoterapi uygulanacağını, hangi hastalara ise kemoterapi uygulanmayacağı belirlenir. Doğurganlığın korunması istenmeyen hastalarda ( daha önce çocuk doğurmuş kişilerde) rahim ve çift taraflı yumurtalık-tüpler çıkartılmalı, omentektomi , pelvik –paraaortik lenf adenektomi yapılmalıdır . Karın içinde kanserin yayılım göstermiş olgularda çoğu kez omentum kanserli doku ile tutulmuştur . Karın içine yayılmış kanserli odakların tümünün çıkartılmasına çalışılmalıdır. Bunun için gerekirse barsak çıkartılmalı ve geride tümör bırakılmamaya çalışılmalıdır.

kinci Bakış Ameliyatı (Second-look Laparatomi)

Karın içerisine yayılmış over kanseri olgularında, yapılan tümör küçültücü cerrahiye rağmen tümör tamamen ortadan kaldırılamaz ise , ameliyat sonrası uygulanacak olan kemoterapi sonrası olgular ikinci bakış amaliyatı (sekond-look laparatomi) yapılarak değerlendirilmelidir. Sekond-look öncesi yapılan değerlendirmede, serum tümör belirteci normal sınırlarda ve CT/MR bulgusu olarak da tümör saptanmayan olguların %20-30 kadarında , yapılan ameliyat ile karın içinde tümör saptanır. Bu olgulara eğer ikinci bakış ameliyatı yapılmayacak olursa, eldeki mevcut CT/MR ve serum tümör belirtecine göre kemoterapi kesilmiş olacaktır. İkinci bakış ameliyatında makroskopik tümör saptanır ise, mevcut olan tümör hacmi, uygun olan cerrahi teknikler kullanılarak çıkartılmalıdır. İlk ameliyatta lenfadenektomi yapılmamış olan olgularda ikinci bakış ameliyatı sırasında lenfadenektomi yapılmalıdır. Bu tip olgularda %20-30 civarında lenf bezi pozitifliği mevcuttur. İkinci bakış ameliyatında tümör küçültücü cerrahi yapılabilecek olursa , bu işlemin sağkalım üzerine olumlu katkısı olur. İkinci bakış ameliyatında kemoterapiye rağmen hala kanser hücreleri saptanırsa tedaviye kemoterapi ile devam edilmelidir.

Sekonder Tümör Küçültücü Cerrahi

Hastalığı tekrar eden over kanseri olgularında; ( jinekolojik muayene ve sonrasında yapılan CT/MR veya USG bulgusu olarak yer kaplayan kitlesel bir patoloji belirlendiğinde) kemoterapi uygulamasından önce, sekonder tümör küçültücü cerrahi uygulanmalıdır . Böylece , kemoterapiye alınacak yanıt ve hastalıksız sağkalım süresi uzatılabilir.


Yumurtalık Kanserinde Kemoterapi

Yumurtalık kanserinde esas tedavi şekli cerrahidir. Tümörü ortadan kaldırmadan kemoterapi ile başarılı sonuç elde edilme olasılığı azdır. Ancak çoğu olguda cerrahi tedavi sonrası kemoterapi uygulamak gerekir. Günümüzde epitelyal tip yumurtalık kanseri olgularında, en başarılı sonuç alınan kemoterapi rejimi Taxol ve Karboplatin uygulamasıdır. Çoğu kez damar yolu ile uygulama yapılırsa da, karın içerisine yayılmış evre 3 yumurtalık kanserlerinde cilt altına port (çanak) ve karın içerisine bir kateter yerleştirerek kemoterapi ilaçları bu port-kateter yolu ile de uygulanabilir .

YUMURTALİK KİSTLERİ

YUMURTALİK KİSTLERİ
Yumurtalık kistleri yumurtaligin icinde çesitli yollarla oluşan tehlikeli sonuclara bile yol acabilen bi lezyondur(yara),tedavi edilmezse rahmin alınmasına bile sebebiyet verir.

Yumurtalık kistleri küçük içi sıvı dolu yapılardır. Yumurtalık kistlerinin değişik tipleri vardır.

Fonksiyonel kistleri;
Yumurtlamadaki bozukluklara bağlı geçici olarak oluşan kistlerdir. Folikül kistleri en sık görülen fonksiyonel kistlerdir. Normal olarak gelişen ve içindeki yumurta olgunlaştığında çatlayarak yumurtayı salıveren foliküllerin çatlamayıp büyümeye devam etmeleri sonucunda oluşan kistlerdir. Bunlar genellikle tek taraflıdır. Bu kistler ağrıya neden olmaz ve genellikle kendi kendine kaybolur.

Korpus Luteum kistleri;

Korpus luteum folikül çatladıktan sonra oluşan normal yapıdır, bazen bu yapı yumurtlamadan sonra uzun süre kalır ve kendi içine kanar. Genelde ağrı yapmaz fakat bazen adet döneminin 20-26. günleri arasında rahatsızlığa neden olabilir.
Fonksiyonel kistler genellikle kendiliğinden kaybolur, kist eğer ağrıya neden oluyorsa, veya büyüyorsa cerrahi olarak çıkarılması gerekebilir.

Dermoid kistler;

En sık 20'li yaşlarda görülen kistler deri, diş ve saç gibi değişik dokular içerebilir, bu kistlerin cerrahi olarak çıkarılması gerekir
.

Endometrioma;

Rahmin iç tabakasını oluşturan endometrium adı verilen yapının yumurtalıklarda bulunduğunda oluşan kistlerdir. Kahverengi koyu bir sıvı ile dolu olduğu için bu kistlere çukulata kistleride denir. Endometriosis adı da verilen bu durumda odaklar cerrahi olarak temizlenir ve ilaç tedavisi uygulanır.

Polikistik over hastalığı;

Şişman kadınlarda daha çok görülen bu hastalığa yumurtalık ve böbrek üstü bezlerinden erkeklik hormonlarının fazla salınması neden olur. Bu hastalarda yumurtalıklar büyür ve kistler oluşur, düzensiz kanamalar ve tüylenme görülebilir. Bu hastalık düzenli yumurtlamayı engelleyerek kısırlığa neden olur. Hasta bekar ise veya çift bebek arzu etmiyorsa tedavide doğum kontrol hapları kullanılır. Kısırlık nedenide olan polikistik over hastalığında bebek arzusu varsa tedavide yumurtlamayı sağlamak için yumurtalıkları uyaran ilaçlar kullanılır.

Yumurtalık kistlerinin belirtileri
Bu kistler kasık ağrısına, düzensiz adetlere neden olabilir. Bu kistlerin tanısı genital muayene ve ultrasonografik inceleme ile konur.

Kist torsiyonu (kist dönmesi);
Bazen kist veya yumurtalık döner, buna genellikle tüpde eşlik eder. Şiddetli ağrı, bulantı ve kusmanın görüldüğü bu durum apendisit ile karıştırılır. Tanı ve tedavisi laparoskopik (kansız ameliyat) ile yapılır.

Yumurtalık kistlerinin tedavisi
Çapı 5 cm'den küçük kistler genellikle 1-3 ay içinde kendiliğindan kaybolur. Bu kistlerin küçülmesini sağlamak amacı ile doğum kontrol hapları kullanılabilir. Kendiliğinden veya doğum kontrol hapları kullanıldığında kaybolmayan kistler cerrahi olarak çıkarılır. Menapozdan sonra oluşan kistler daha dikkatli değerlendirilmelidir.

İyi huylu yumurtalık tümörleri;
Yumurtalık tümörlerinin % 80'i selimdir. Bulgular tümörün ne kadar zamandır var olduğuna ve büyüklüğüne göre hafif karın ağrısından, şiddetli karın ağrısı ve karın şişliğine kadar değişebilir.

Tümörün selim veya habis olduğunu ayırd etmede muayene ve ultrason yardımcı olur, fakat kesin tanı kitleden bir parçanın çıkarılarak mikroskopik olarak incelenmesi ile konur. Çapı 5 cm'den küçük olan , diğer organlarla bağlantısı olmayan ve içi sıvı dolu olan tümörler genellikle iyi huylu tümörlerdir. Eğer ağrı yoksa bu tümörler bir süre izlenebilir. Çapı 5 cmden büyük, diğer organlara yapışık ve solid (katı) yapıda ki tümörlerin ise hiç bir bulgu vermese dahi cerrahi olarak çıkarılması gerekir.


AİDS


AIDS NEDİR?
Aids hastaligi ilk olarak maymunlardan insanlara çeşitli yollarla bulaşmiş bi hastaliktır.
bu hastalik kendisi ölüme sebep olmaz ama bagısıklık sistemın de cok buyuk hasarlara sebep olur ve bu yuzden en ufak bi enfeksiyon bile ölümle sonuclanır.
AIDS (Kazanılmış Bağışıklık Yetmezliği Sendromu=Acquired Immunodeficiency Syndrome) virüs yoluyla bulaşan bir hastalıklar bütünüdür. Belirtileri nasıldır? Bireye HIV (İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü= Human Immunodeficiency Virus) bulaşması sonucunda vücudun savunma gücü zayıflar ve birey bazı mikrop ve hastalıklara sağlıklı kişilerden daha duyarlı hale gelir. Sonuçta birden fazla hastalık ve kanserlerin ortaya çıkması ile AIDS tablosu oluşur ve hastalık ölümle sonuçlanır.

Görülme sıklığı nasıldır?
Dünyada her gün yaklaşık 16.000 insan bu virüsü kapıyor. Türkiye'de ilk AIDS vakası 1985 yılında görüldü. Aynı yıl bir de taşıyıcı tespit edildi. Sonraki her yıl taşıyıcı ve AIDS vakalarının sayısı fiderek arttı. Aralık 2001 TC. Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkemizde 1325 HIV/AIDS vakası vardır. Bunların 404'ü AIDS basamağına ulaşmış, 921 kişiyse taşıyıcıdır. Ancak özellikle cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda kişilerin sağlık kurumlarına başvurmamaları ve kayıt sisteminin yeterli olmaması, bu sayının gerçekleri yansıtmadığını düşündürüyor....

Belirtileri ve seyri nasıldır?
AIDS 3 şekilde bulaşır. Cinsel Yolla Mikrobu taşıyan erkeğin veya kadının cinsel organ salgıları aracılığıyla, her türlü cinsel ilişki (vajinal, anal, oral) ile, erkekten kadına, kadından erkeğe, erkekten erkeğe, kadından kadına bulaşır. Kan Yoluyla Kan ve kan ürünleri, organ ve doku nakli ile, tıraş bıçağı,diş fırçası ve enjektör paylaşımı ile, kesici ve delici aletler yolu ile bulaşır. Anneden Bebeğe HIV’lı anneden gebelik süresince, doğum ve emzirme sırasında bebeğe bulaşır. Bulaşmadığı Durumlar Günlük yaşamda ve sosyal ilişkilerle bulaşmaz. Öpüşme, dokunma, sarılma, el sıkışmayla bulaşmaz. Herkese açık tuvalet, havuz, duştan bulaşmaz. Başkalarının eşyalarını kullanmakla bulaşmaz. Sinek, böcek sokması, hayvan ısırması ile bulaşmaz.

Yanı ve tedavisi nasıldır?
Tanı yalnızca test sonucuyla konulabilir. Vücuttaki lezyonlar ve şikayetler tanı koymada düşündürücüdür ama hiçbiri HIV/AIDS' e özgü değildir. Kişi HIV aldıktan sonra ortalama 8-10 yıl sağlıklı bir yaşam sürebilir; dışardan bakmakla hasta olduğu anlaşılamaz. Ama virüsü almasından itibaren bulaştırabilir. Bu yüzden sağlıklı görünen bir insandan bu virüsü çok rahat alabilirsiniz. Tanı ELISA yöntemiyle yapılan kan testiyle konulur. Bu test virüsün bulaşmasından 2-12 haftaya kadar doğru sonuç vermeyebilir. Test 3 aylıkken yapıldığında verdiği sonuç neredeyse kesindir; fakat Hacettepe Üniversitesi olarak 6. ayda testin tekrarının yararlı olacağını düşündüğümüzden bir daha yaptırılmasının isteriz. Sadece Elisa ile tanı konmaz; doğrulama testleri yapılmalıdır(Western Blot). Test yapılırken kişilerin kimlikleri gizli tutulur. Kesin çözüm bulunamamıştır. Kullanılmakta olan tedavi pahalı ve zordur; birçok yan etkileri vardır. Ama eğer hasta günde yaklaşık 20-30 tane hapı hepsinin birlikte alınmaması gereken yiyeceklere dikkat ederek tam vaktinde ve hiçbirgün aksatmadan alırsa, hastada ilaçların çoğunlukla neden oldukları yan etkiler ortaya çıkmazsa ve virüste ilaçlara direnç gelişmezse tedavisi değil ama kontrolü mümkün olan bir hastalık

DİYABET(ŞEKER HASTALİGİ)


Şeker Hastalığı( Diabet )
Çeşitli sebeplerden dolayı meydana gelen,doku ve kandaki glikoz(şeker miktar) miktarının artması olayıdır.
Genetik yada sonradan kazanalabilir bu hastalik.
ve cok farklı yerlerde çesitli hastalıklara doku yıkımlarına sebep olabilir.
Diabet, diğer adıyla şeker hastalığı, sık görülür ve ciddî sonuçlara yol açar.Pankreasın ürettiği insülinin yetersizliği veya etkisizliğinden kaynaklanır. İnsülin olmayınca, besinlerle aldığımız şeker ve diğer besin unsurları, ihtiyaç duyan hücrelere giremez. Böylelikle, hücreler şekersizlik çekerken, kanda şeker normal değerlerin üstüne çıkar. Kanda şekerin çok artması, zehir etkisi yaratır ve vücudun tüm hücrelerini tahrip eder.
Glikoz(şeker) ve İnsülin
Vücut, sürekli olarak kanda bir miktar şekere (glukoza) ihtiyaç duyar. İnsülin kan dolaşımındaki glukozu hücrelere taşımakla görevlidir. İnsülin pankreas tarafından üretilen bir hormondur.
Hücrelerdeki glukoz, günlük yaşamımızı devam ettirmeyi sağlayacak enerji kaynağıdır.
Diyabet nedir Nasıl meydana gelir

Diyabet, başta karbonhidratlar olmak üzere protein ve yağ metabolizmasını ilgilendiren bir metabolizma hastalığıdır ve kendisini kan şekerinin sürekli yüksek olması ile gösterir. Diyabet hastalarındaki temel metabolik bozukluk, kan yoluyla taşınan glükozun(şekerin) hücrelerin içine girememesidir. Normal koşullarda besinlerden elde edilen veya karaciğerdeki depolardan kana salınan glükoz pankraeas tarafından salgılanan İNSÜLİN hormonunun yardımıyla hücre içine girer ve orada yakılarak enrjiye dönüşür. Hücrelerin üzerinde değişik maddelerin girmesine izin verilen "kapılar" vardır. Bu kapılar normalde kilitlidirler ve uygun "anahtar" varlığında açılırlar. Diyabet, hücrelerin üzerindeki glükoz "kapısının" açılamaması durumudur. Bu örnekten ilerlersek diyabet, anahtar işlevi gören İNSÜLİN hormonu yetersizliğine ve/veya insülinin etkilediği reseptörlerin( hücre kapısındaki kilidin) bozukluğuna bağlı gelişmektedir.


ŞEKER HASTALARINA KÜÇÜK ÖNERİLER:
Haftada 1 kez sabah akşam şekerinizi ölçün,kayıt tutun ve bu kayıtları kontrol anında doktorunuza gösterin Kilonuzu kontrol altında tutun,ideal kilonuzu koruyun Günlük düzenli yürüyüşler yapın. Öğün atlamayın,diyetisyeninizin veya doktorunuzun yemeyi önermediği hiçbir şeyi yemeyin,ısrarlara kulak asmayın. İçeriğinde fruktoz,sakkaroz veya şeker olan hiçbir ürünü satın almayın,tüketmeyin. Gerektiğnde değişiklik yapabilmek için besin gruplarını iyi öğrenin. Tatlandırıcılarla yaptığınız yiyeceklerle kendinizi ödüllendirin. Halk arasında diyabete iyi geliyor diye önerilen tatlı yiyeceklerden uzak durun.

DİYABETLE BARIŞIK YAŞAMAK

Diyabetin bazı erken belirtileri vardır. Kan şekeri yüksek olan kişilerde yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık, sık idrara çıkma. susama, yara ve berelerin uzun zamanda iyileşmesi gibi belirtiler vardır. Eğer ailenizde şeker hastası varsa bu hastalığa yakalanma riskiniz daha fazladır. bu belirtilerle doktorunuza başvurduğunuz taktirde doktorunuz kan şekerinizin de belirlenmesini isteyecektir.

Diyabetliysem ne yapmam gerekiyor? eğer diyabetliyseniz hayatınızın bundan sonraki döneminde kendinizi çok iyi kontrol altında tutmanız gerekecektir. Diyabetle barışık yaşamanın yolu kendinize dikkat etmekten geçer. Kan şekeri düzeylerinizi ortalama aralıklarda tutarak olabildiğince normal yaşam sürdürmeyi hedeflemelisiniz. Bu hedefe ulaşmanın en iyi yolu diyet uygulamak ve egzersiz yapmaktır.

şeker hastalığı, şeker, diyabet, diyabetik, diabet, diyabet, hastalık, bilgi , hakkında, şekerin tedavisi, şeker , seker, hastaligi, hastalik, diyabet tedavisi, tadavi, tedavisi, şeker yükselmesi , hemoglomin, a1c, homoglomin, şeker diyeti, diyabetik diyet, diyet ve önemi, sağlıklı beslenme, beslenme kuralları, insülin tedavi, inüsülin, insulin .

DERİ KANSERİ(CİLT KANSERİ)

Cilt Kanseri:

BU kanser türünün en önemli sebebi günestir.

Bu yuzden cilt kanserinden korunmanın en onemlı yolu güneşin zarali isinlarindan kurtulmaktır

Bütün kanser türleri içinde deri kanseri en sık görülenidir. Deri kanserinden korunmak için yapılması gereken güneşten korunmaktır. Güneşe aşırı maruz kalma (bronzlaşma dahil olmak üzere özellikle su toplaması ile seyreden ikinci derece güneş yanıkğı) deri kanserinin temel sebebidir. Daha az önemli faktörler tekrarlayan tıbbi ve endüstriyel X ışınlarına maruz kalma, yanık veya yara izi bırakarak iyileşen cilt hastalıkları, kömür katranı veya arsenik içeren maddelere mesleki olarak maruz kalma ve ailede cilt kanseri bulunmasıdır. Açık tene sahip olup güneş yanığı ihtimali fazla olan kişiler, daha yüksek riske sahiptir. Güneş ışınları deri kanserine sebep olan en önemli neden olduğundan en önemli koruyucu önlem güneşten kaçınmaktır.

  • Güneşin dünyaya en dik ulaştığı saatler olan saat 10.00 ile 16.00 saatleri arasında güneşten korunun. Güneşin yeryüzüne dik ulaştığı saatlerde gölgeniz kendi boyunuzdan daha kısadır.
  • Açık renkli sıkı dokumalı koruyucu giysi ve geniş şapka kullanın.
  • Koruma faktörü en az 15 olan güneşten koruyucu kremler kullanın.

20 dakika güneşte kaldığında güneş yanığı geçiren bir kişi, 15 faktörlü bir güneşten koruyucu kullandığında 15 kat daha fazla süre (300 dakika) yanmadan güneşte kalabilir. Bununla beraber güneşten koruyucu kremler kullanarak da güneşte fazla kalınmamalıdır. Çünkü UVA gibi güneş ışınları ki bunlar derideki bağışıklık sistemi ve deri yaşlanmasında sorumludur, güneş koruyucular olsa da deriye ulaşabilir.

Güneşten koruyucu kullanımına çocukluk döneminde başlayın, çünkü yaşam boyu güneşe maruz kalmanın % 80'i 18 yaş altında olmaktadır. 6 ayın altındaki bebekler uzun süre güneşe maruz kalmamalı, eğer kalacaksa güneşten koruyucular kullanılmalıdır.

Erken tanı kesin tedavinin en önemli ilk adımıdır.

Derinizi belli aralıklarla muayene edin. Eğer benlerinizde büyüme değişiklik olursa, derinizde renk değişikliği ve iyileşmeyen yaralar varsa bir an önce Dermatoloji Uzmanına muayene olunuz.

Kanser öncesi deri bulguları

Aktinik keratozlar özellikle güneş ışınlarına aşırı maruz kalmış açık tenli kişilerin yüz, el sırtı ve kollarında rastlanılan küçük üzerleri pullu lekelerdir. Tedavi edilmezlerde deri kanserine dönebilir. Eğer erken evrede yakalanırsa buz tedavisi ile çıkartılabilir, kemoterapi ilaçları içeren krem veya losyonlar kullanılabilir, kimyasal peeling işlemi, dermabrasyon, laser tedavisi veya klasik cerrahi ile tedavi edilebilir. Güneşten koruyucular aktinik keratoz gelişimini engellerler.

Deri kanseri Tipleri:

Üç tip deri kanseri bulunmaktadır.

Bazal hücreli karsinoma-Bu kanser tipi genellikle deride küçük etli kabarıklık şeklinde sıklıkla yüz, boyun ve el sırtlarında ortaya çıkar. Ara sıra gövdede kırmızı yama tarzı alanlar şeklinde görülebilir. Daha sıklıkla açık tenli kişilerde görülür. Bu kansere yakalanan kişiler açık tenli ve renkli gözlüdür ve güneş yanığına eğilimlidir. Bu tümörler hızlı yayılmazlar. 1-2 cm boyutuna ulaşmaları için aylar yıllar gerekir. Tedavi edilmezse; kanserli alan kanamaya başlar, üzeri kabuklanır. Zaman zaman iyileşip, zaman zaman tekrarlama özelliği gösterir. Bu kanser tipi nadiren metastaz (diğer organlara sıçrama) yapmasına rağmen, derinin altındaki kemiğe yayılabilir ve kanserli dokunun yakınındaki dokuları harap edebilir.

Squamöz Hücreli karsinoma - Bu deri kanseri deri de kabarıklıklar veya kırmızı kabuklu yaralar şeklinde ortaya çıkabilir. Squamöz hücreli Karsinoma açık tenli kişilerde en sık görülen ikinci kanser türüdür.Tipik olarak kulak, yüz, dudak ve ağızda görülür. Nadiren esmer kişilerde de görülebilir. Büyük kitleler oluşturabilir. Bazal hücreli karsinomanın tersine diğer organlara yayılabilir. Erken yakalandığında tedavi oranı yüksektir. Bazal hücreli karsinoma ve Squamöz hücreli karsinomada tedavi başarısı % 95 dir.

Melanom - Bütün deri kanserleri içinde en öldürücü olanıdır. Bazal hücreli ve squamöz hücreli karsinoma da olduğu gibi melanomda da erken tanı tedavi şansını arttırır.

Melanom melanin denen pigmenti (deriye rengini veren madde) üreten melanosit dediğimiz hücrelerde başlar. Melanin derimizin rengini verir ve güneşten kısmi olarak korur. Melanom hücreleri melanin üretmeye devam eder ve bu nedenle kanser alanı kahverengi veya siyahtır. Fakat melanom beyaz ve kırmızı da olabilir.

Melanom yayılma özelliği gösterdiğinden muhakkak tedavi edilmelidir. Melanom dikkat çekmeden hızla büyüyebilir. Genellikle bir ben olarak veya kahve renkli bir benin üzerinde veya yakınında ortaya çıkar. Kişiler ciltlerindeki benlerin yerleşimi ve şeklinden haberdar olmalı ki, bunlar üzerinde olan değişiklikleri ve yeni ben çıkışını fark edebilesinler. Yapabileceğiniz en önemli adım benlerinizde herhangi bir değişiklik saptadığınızda hemen bir Dermatoloji uzmanına muayene olmanızdır. Bu sayede derinizdeki melanom tedavi edilebilir aşamada iken yakalanmış olur. Aşırı güneşe maruz kalmaktan, özellikle güneş yanıklarından kaçınma açık tenli kişilerde melanomdan korunmanın en iyi yoludur. Melanomun kalıtsal özelliği de vardır. Ailesinde melanom olan kişilerin riski daha fazladır. Sıra dışı beni olanlar, çok sayıda beni olanlar melanom açısından yüksek riske sahiptir.

Koyu renkli tene sahip olmak melanoma olma riskini ortadan kaldırmaz. Esmer kişilerde de özellikle avuç içi, ayak tabanı, tırnak yatağı ve ağızda melanoma gelişebilir.

Melanom şüphesi oluşturabilecek bulgular: Kabuklanma, kanama, sızıntı, üzerinde kabarma, etrafındaki deriye doğru çıkıntı gösterme, kaşıntı, hassasiyet ve ağrı hissedilmesidir.

Cilt kanserlerine nasıl tanı konulur?

Deri biyopsisi kanserin tanısını koydurur. Erken tanı ve cerrahi tedavi şansını arttırır.
Dermatoloji uzmanları kanseri erken yakalayabilmek için kişisel cilt muayenesinin önemine dikkat çekmektedir.
Derinizdeki çiller, benler ve koyu renkli alanları büyüklük, şekil ve renk değişikliği açısından gözlemleyin. Herhangi bir değişiklik saptadığınızda Dermatoloji Uzmanına başvurunuz.

Melanoma ait Bulgular

Asimetri - Benin bir tarafının diğer tarafından farklı olması. Benin ortasından hayali bir çizgi çiziniz. Benin her iki yanı aynı büyüklük ve aynı şekilde mi? Melanomda genellikle asimetri vardır.

Sınır Düzensizliği - Melanomun sınırı veya kenarı genellikle pürüzlü, çentikli veya bulanıktır.

Renk - İyi huylu benler herhangi bir renkte olabilir, fakat genellikle tek renklidir. Melanom ise sıklıkla birden fazla rengi içinde barındırır.

Büyüklük - İyi huylu benler küçük kalırken melanom büyümeye devam eder. Genellikle 6 milimetreden büyüktür çaptadır.

Kendinizin yapacağı periyodik muayene melanom ve diğer deri kanserlerinden korunmak için en güçlü silahtır. Melanom ancak erken yakalandığında tedavi edilebilir. Aşağıda belirtilen sırayı takip ederek hiç bir yeri atlamadan tüm deri muayenenizi kendiniz yapabilirsiniz. Kendi deri muayenenizi yapmak için bir boy bir de el aynasına ve ışıklı bir odaya ihtiyacınız vardır.

  • Gövdenizin ön ve arka yüzünü ve de kollar kaldırılarak gövdenin sağ ve sol yanını ayna karşısında muayene edin.
  • Kolunuzu dirseğinizden kıvırarak avuçlarınıza, kol iç yüzüne ve üst kola dikkatlice bakınız.
  • Sonra bacaklarınızın arkasına, ayaklara, ayak parmak aralarına ve ayak tabanına bakınız.
  • Boynun arkasını, saçlarınızı kaldırarak el aynası ile kafa derinizi muayene edin.

17 Nisan 2010 Cumartesi

KAN KANSERİ(LÖSEMİ)


KAN KANSERİ(LÖSEMİ)

Tam olarak sebebi bilinmeyen bi nedenden dolayı kandaki akyuvarların(eritrositlern) aşiri cogalmasıdir.

Lösemi Nedir; vücudun kırmızı kan hücresi, platelet (trombosit) ve sağlıklı beyaz kan hücresi üretme kabiliyetini engelleyen bir durum olan habis (kanseröz) beyaz kan hücrelerinin artmış üretimini tanımlamak için kullanılan geniş bir terimdir.

Her yıl 25,000′den fazla kişiye lösemi teşhisi konulur. Lösemi, yetişkinler arasında çocuklar arasında olduğundan 10 kat daha yaygındır; çoğu vaka 65 yaş üzerindeki kişilerde meydana gelir.Dört ana tür lösemi vardır: akut lenfositik, akut granülositik, kronik granülosit ve kronik lenfositik.

Akut türlerde, habis hücreler hızla kemik iliğini egemen olur ve normal hücrelere yer bırakmazlar. Hastalığın ilerlemesi hızlıdır. Kronik lösemi türlerinin gelişimi daha yavaştır ve hastalığın daha ileri dönemlerine kadar faal kan hücrelerinin yoğun eksikliğine neden olmaz. Akut ve kronik lösemi türleri için uygulanan tedaviler farklıdır.

Doktorunuz löseminiz olduğundan şüphelenirse, sizi kan kanseri tedavisi konusunda ; uzmanlaşmış bir doktor olan bir hematologa yönlendirecektir.

Lösemi, kandaki akyuvarların kontrolsuz ve anormal çoğalması şeklinde beliren ha­bis bir kan hastalığıdır Halk arasında kan kanseri diye de bilinir Sebebi tam olarak oılınememekte, bazı teoriler ileri sürülmek­tedir Bir çeşit tavuk lösemisinin virüsler­le geçtiği gösterildikten sonra insan löse­misinde de virüslerin rolü araştırılmış fa­kat kesin bir sonuca varılamamıştır Rad­yasyonun lösemi yapıcı etkisi gerek insanlarda yapılan gözlemler. (1945′de Hiroşima ve Nagazakı üzerine atılan atom bombası­nın etkileri) ve gerek hayvan deneyleri ile gösterilmiştir Ayrıca bazı kimyasal mad­delerin (Benzol, ksılol, toluol) de kemik ılığı ıçm zehirleyici olduğu söylenebilir Çunku bu maddelerle çalışan işçilerde yüksek oranda lösemi ve aplastik anemi görülmektedir.Lösemi hastalığı kanda anormal olarak çoğalan lösemik hücrelerin tipine göre lenfoid lösemi, myeloid lösemi vb. değişik isimler alır. Ayrıca hastalığın birden ve hızlı olarak başlayan yani akut şekilleri ile uzun süren yani kronik şekilleri birbi­rinden ayrılır. Akut lösemide kansızlığa bağlı şikâyetler, halsizlik, çabuk yorulma, nefes darlığı gibi belirtiler ön plandadır. Vücut savunmasında önemli rolleri olan lökositlerin eksikliğine bağlı olarak sık sık görülen inatçı enfeksiyonlar lösemi bakı­mından araştırılmalıdır. Ağızda ve boğazda ülserasyonlar vardır. Gene kan hücreleri­nin hastalığına bağlı olarak kanamaya eğilim fazladır. Deride ekimoz denilen kır­mızı – mor lekeler görülür. Dişetlerinde, burunda, gözde ve iç organlarda kanama olabilir. Çocuklarda kemik ağrıları, lenf bezlerinde şişme (adenomegali), dalakta büyüme, lösemilerde görülen belirtilerden­dir. Teşhis kan muayenesi ile konur. Hastaların çoğunda akyuvarların sayısı çok artmıştır.

Hastalği Nasil Bildirmeli?

Tedavide çocuk ve ailesi ile hekim ve yardımcı personel arasındaki güven iliş­kisi çok önemlidir. Bu güven ilişkisinin yaratılması için en kararlı ve duyarlı an, aile ile uzman arasındaki ilk ilişkidir. Tam da bu ilk ilişki sırasında aileye bil­dirilir.
Hastalık aileye açıklıkla anlatılmalı, ama iyileşmenin mümkün olduğu da mutlaka belirtilmelidir. Anne babanın, çocuklarının ölümcül kabul edilen bir hastalığa yakalandığım anlamakta bü­yük güçlük çekeceği unutulmamalıdır. Ayrıca uyulması gereken genel kuralla­rı da belirtmek gerekir.

Yaşanan ruhsal şok, çoğu zaman söylenenlerin ancak bir bölümünün kavranmasına yol açar. Bu nedenle gö­rüşme sakin bir yerde, geniş bir zaman dilimi içinde anne babanın, tedaviden sorumlu kan hastalıklan uzmanının, ço­cuk hekiminin ve çocukla ilgilenecek ekipte çalışanların katılımıyla gerçek­leşmelidir.

Löseminin Tedavisi

Yaklaşık 3 yıl süren tedavide 4 safha bulunuyor. Hem aileler hem de çocuklar bu süreçte psikolojik desteğe ihtiyaç duyuyor.

Lösemi hastalığının tedavisindeki temel prensip kemik iliğindeki ana kan hücrelerinde oluşan şifre değişikliği ile olgun olmayan blast adı verilen hücrelerin çoğalmasını durdurmak ve sonrasında normal kan elemanlarının yapılmasını sağlamaktır.

Kötü huylu blast hücreler çok hızlı çoğalırlar. Bunlar olgunluk ve çoğalma zamanlarına göre çeşitli evrelere ayrılırlar: 1) Mitoz, 2) G devresi, 3) S devresidir. Tedavideki amaç; birbirinden farklı etkilerdeki ilaçların bir program çerçevesinde uzun süre kullanılarak tüm safhalardaki blastların öldürülmesidir. Kaynakwh: Lösemide tedavi  yöntemleri

Yaklaşık 3 yıl süren tedavide 4 safha yer alır:

1- Yükleme tedavisi (Balyoz Harekatı): Birbirinden farklı 5-6 çeşit ilaç damardan aynı anda verilir. Amaç kötü huylu hücrelerin 2 ay içerisinde hızla öldürülmesidir. Vücudumuzu işgal etmiş düşman kuvvetlerine karşı dost birliklerin topla, tüfekle, bombayla taarruzudur. Adeta bir Kurtuluş Savaşı başlamıştır.

2- Pekiştirme tedavisi (Jet Tesiri): Paniğe kapılan, dağılan kötü hücreler hemen kendilerini korumak, direnebilmek için zırhlara bürünmekte, gizlenmekte ve çoğalmaya çalışmaktadır. Vücudumuzun silahlı kuvvetleri ile birlikte dost güçler havadan, karadan ve denizden düşmana bombalarla saldırmaktadır. 3-4 ay süren bu tedavide çok yüksek doz birbirinden farklı tesirli ilaçlar damardan verilmektedir. Kaynakwh: Lösemide tedavi  yöntemleri

İşte bu sırda maalesef vücudumuzdaki faydalı hücreler de ölmekte, saçlar dökülmekte, ağızda yaralar çıkmaktadır.

3- Önleyici tedavi (İstihbarat): Kemik iliğinde yenilmiş, parçalanmış, dağılmış düşman hücrelerinin beyin ve sinir sistemi ve üreme organlarımıza yerleşerek, sinsi sinsi faaliyete geçmelerini önleyici tedavidir. Bazı durumlarda radyoterapi (ışın tedavisi) uygulanabilir. Bir nevi gizli servis işlevini üstlenirler.

4- Yeniden örgütlenmeye izin vermeyen devamlılık tedavisi: Amaç artık tamamen yok edilmiş düşman hücrelerinin vücudumuzda herhangi bir şekilde yeniden çoğalmalarını önlemektir. En son blast yok edilinceye kadar tek tek bulunup parçalanması sağlanır. Yaklaşık 2.5-3 yıl kadar devam eder.

Tekrarlayabilir mi?
Toplam 3-3.5 yıl süren tedavi sonunda % 85'lere varan oranda tamamen iyileşme sağlanır. Tedavi sonrasında yalnızca kontrollerle izlenen çocuklarımız, tüm sağlılı kardeş ve arkadaşları gibi normal yaşantılarını sürdürürler. hepimizde olabileceği gibi hastalığı yenmiş bireylerde de löseminin yeniden görülme olasılığı az da olsa vardır. Bu durumlarda da benzer tedaviler ve/veya kemik iliği nakli uygulanabilir.


Tedavi programları
Kemoterapide seçilen ilaçlar ve hangi zamanlarda, ne dozlarda verilecekleri uzun süren deneyler ve uygulamalar sonrasında belirlenmektedir. Türkiye'den de birçok değerli bilim adamının katıldığı bu çalışmalar, Hematoloji dergilerinde, kongrelerde açıklanmakta ve kullanıma sunulmaktadır. Oluşturulan bilimsel kurumlarda tedavinin başarısı ya da başarısızlıkları izlenmekte ve sonuçları değerlendirilmektedir. Aksayan noktalar, ulusal ve uluslararası bilimsel kurullarda değerlendirilerek yeni ilaçlar, yeni dozlar ya da değişik metodlar uygulamaya konulmaktadır.

Kemoterapi ilaçları
Lösemi teavisine özgü ilaçların tümü maalesef yurtdışından temin edilmektedir. nakliye sırasında bozulmaması, uygun koşullarda sulandırılması, ısıdan ve ışıktan korunması, istenen sürede ve hızda verilmesi ve damar dışına kaçırılmaması gibi son derece zor ve titiz çalışmaların bir arada olması gerekir.

Maliyet
Tedavide kullanılan ilaçlar son derece pahalıdır. Bir kutusu 100 milyon lira civarındadır. Yüzlerce şişe ilaç kullanılmaktadır. Kateterleri, kitleri, serumları, kan ürünleri hesaplanacak olursa tedavi maliyeti yüz milyarlarca lirayı bulmaktadır.

Lösemili çocuklar ve ailelerinin problemleri:

• Okuldan uzak kalmak

• Arkadaşları tarafından dışlanmak

• Toplumun bu çocukların iyileşme şansının olmadığını düşünmesi

• Maske yüzünden hastalığın bulaşıcı olduğunun düşünülmesi

• Çocukların sosyal etkinliklere katılamamaları (Sinema, tiyatro, ...)

• Çocukların sevdikleri yiyeceklerden uzak durma zorunluluğu

• Kan bulamamak

• Parasızlık

• Hastanede çocuklarına refakat etmek isteyen ailelerin iş yerlerinden çok sık izin almaları sonucu işlerine son verilir.

Tedavi Yöntemleri


A) Kemoterapi (ilaç tedavisi)
Lösemi tedavisinde ilaçla tedavi çok önem taşır. Her gün daha yeni ve etkili ilaçlar bulunmakta ve kullanılmaktadır. Lösemide tipi ne olursa olsun ilk hedef, lösemi, "blast"larının işgalindeki kemik iliğini, yoğun ilaç tedavileriyle temizlemektir. Bu dönemde hasta değişen sürelerde ama mutlaka hastanede tutulmalıdır. Anne-baba-çocuk bu güç dönemi beraber atlatırlar. Damardan, ağızdan alınan ve ayrıca bel iğnesi ile verilen bir çok ilaç kullanılarak blastlara karşı savaş kazanılmaya çalışır. Bu döneme "HÜCUM" dönemi (indiksiyon da) demekteyiz.
Başarı sağlanırsa hedeflenen; kemik iliğinin uykuya sokulması "REMİSYON" ve blastlar yok edilerek yerini işe yarar iyi hücrelerin (kırmızı kan hücresi, beyaz kan hücresi, trombosit) almasıdır. ALL'li 100 çocuktan 90'ı AML'li 100 çocuktan 75'i "Remisyon"a ulaşacaktır.
İndiksiyon dönemini tamamlayan çocuklara sağlanan uyku dönemini daha da sağlamlaştırmak için bir "SAĞLAMLAŞTIRMA" (konsolidasyon) tedavisi uygulanır. Artık hastalığa karşı ilk zafer kazanılmıştır. Ancak hastalığın blast hücreleri beyin-omurilik gibi ilaçların çok iyi ulaşamadığı yerlere saklanabilirler, hatta ilk başlangıçta bile buraları tutabilirler. İlaçlarımızı onlara ulaştırmak için "lomber ponksiyon ve bel iğnesi (intratekal)" tedavi yapılır. Direkt olarak bel suyuna ilacımızı vererek saklanmış blastlara yüz yüze mücadele yapma şansını sağlarız. Aynı amaçla ikinci bir uygulama da başa (beyine) ışın tedavisi uygulamaktır. Bu tedaviye "Radyoterapi" denir.
Lösemide sık kullanılan ilaçlar, kullanım şekli:
Prednizolon / damar içi, kas içi ve ağız yolu
Vincristine / damar içi
L-Asparaginase / deri altı, kas içi (damar içi)
Cyclophosphamide / damar içi
Daunorubicine / damar içi
6-Mercaptopurine / ağız yolu
Methotrexate / damar içi, ağız yolu, intratekal
Aclarubicin / damar içi
Cytosine Arabinoside / damar içi, deri altı
Etoposide / damar içi
Thioguanine / ağız yolu
Mitoxantrone / damar içi
Amsacrine / damar içi

Lösemide kullanılan ilaçların yan etkileri:
Lösemi tedavisi şarttır, ancak ilaçlar iki tarafı keskin kılıç gibidir. Bozuk lösemi hücrelerini yok edip öldürdükleri gibi sağlam dokulara da zarar verebilmektedir. Tedavi sırasında istenmeyen etkiler görülmektedir.

Erken dönemde görülen yan etkiler:
Bulantı ve kusma:
Genellikle sitostatik ilacın verilmesinden 4 saat sonra gelişir ve 2 gün kadar sürer. Günümüzde bulantı kusmayı azaltıcı ilaçlar yararlı olabilir. Bulantı oluşumunun nedeni mide-barsaktaki hücrelerin zedelenmesi sonucu ortaya çıkan serotonin adlı hormondur.
Serotonin hormonunun sinir sistemi uyarısı ile beyindeki bulantı kusma merkezi uyarılır ve sonuç olarak bulantı-kusma gelişir.
Bulantı-kusma olduğunda ilaçlara ilâve olarak bazı önlemler yararlı olabilir. Besinler soğuk, ılık yenmeli, sıcak olanlardan kaçınılmalıdır. Ağır, yağlı, tatlı, tuzlu, baharatlı, karışık besin alınmamalı, limon sıkılmalı, patates, pirinçli gıdalar, elma, muz gibi meyveler tercih edilmelidir.
Ağır kokulardan uzak durulmalı, temiz hava alınmalı, müzik, televizyon, oyunlar ile dikkat başka alanlara çekilmeli ve uyumaya çalışılmalıdır.

Saç dökülmesi:
Kimi hastaların saçları tamamen dökülebildiği gibi bazılarının ki daha az etkilenir. Kaşlar, kirpikler, vücudun muhtelif yerlerindeki tüyler de dökülebilir. Ancak unutulmamalıdır ki bu durum geçicidir ve saçlar daha gür ve yumuşak olarak tekrar çıkacaktır.
Saçlar neden dökülür? Aslında saçın kendisi canlı değildir; saçlı deride bulunan saç hücreleri bu saçları üretir. Sitostatik ilaçlardan bu saç hücreleri zarar gördüğü için saçlar dökülür. Hücreler yenilenince saçlar tekrar çıkar.
Tedavi sırasında hastanın saçları kesilirse, dökülen saçlar etrafa saçılmaz ve rahatsızlık vermez. Ancak saçlar psikolojik nedenlerle kestirilmek istenmezse daha dikkatli bakım ister. Saçlar ılık su ile tahriş etmeyen şampuanlar ile yıkanmalı, jöle, lastikli toka v.s. kullanılmamalıdır. En iyisi bone takmaktır. Bu dönemde peruk takılabilir.

İnfeksiyonlara artmış eğilim:
İlaçların başlıca yan etkisi enfeksiyonlara sık ve ağır olarak yakalanmadır.
Tedavi sırasında gerek savunma sisteminin diğer hücreleri, gerekse akyuvarlar sayıca azalacağı ve fonksiyonları da bozulacağı için vücut direnci bozulur ve solunum yolu, idrar yolu, barsak, mukoza infeksiyonları da artar. Enfeksiyon etkenleri olarak viruslar (Herpus uçuk virusu, CMV, EBV, parvovirus) mantarlar (candida ve aspergillus) ve bakteriler (Gram (+) ve Gram (-), anaerobik) sayılabilir.

Kendimizi İnfeksiyonlardan nasıl koruyalım?
- Besinlerimizi ihmal etmeyelim, düzenli beslenelim.
- Kendimizi aşırı yormayalım.
- İnfeksiyonu olan kişilerden uzak duralım. Okul, kreş, otobüs, toplantı gibi kalabalık ortamlara girmeyelim.
- Canlı aşı uygulanmış (felç aşısı) kişilere yaklaşmayalım.
- Durgun su kullanmayalım.
- Temizliğe (banyo, diş, ağız, tuvalet v.s.) dikkat edelim.
- Besinleri hep taze, her öğünde pişmiş olarak tüketelim. Sütlü gıdaları kaynatarak yiyelim. Soyulmuş muz, elma gibi meyve haricindeki sebze, meyveleri pişirip yiyelim.
- Çiçek ve süs bitkileriyle yakın temas etmeyelim.
- Sık sık ellerimizi yıkayalım.
- Banyo küvetinde yıkanmak yerine duşu tercih edelim.
- Tuvalet yaptıktan sonra o bölgemizi sabunlayalım.

Hangi durumlarda acilen doktora, hastaneye başvuralım?
- Ateş 38 C° dereceyi geçerse
- Öksürük, boğaz ağrısı olursa
- Aşırı terleme veya üşüme hissi duyulursa
- Sık idrar ve ağrılı idrar yapma
- Deride sivilce gibi kızarıklık, ısı artışı gelişen durumlar
- Yanıklar
- İshal gelişirse

Halsizlik, Yorgunluk
Kemoterapinin geçici yan etkilerindendir. İlaçlar kemik iliğine zarar verir ve daha az alyuvar üretebilir, daha az oksijen vücuda taşınabilir. Bu kaslarda kuvvetsizlik, baş dönmesi, baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu yaratabilir.
Yine yetersiz beslenme, azalmış uyku, ağrı, korku, sinirlenme ve psikolojik olarak etkilenme sonucu da gelişebilir.

İştahsızlık
Tedaviye bağlı tat alma hissinde azalma, çiğneme ve yutma güçlüğüne bağlı gelişir. Genellikle bulantı ve kusma ile birliktedir. İştahsızlığı azaltmak için besinler sık sık az miktarlarda yenmelidir.
Kahvaltı ihmal edilmemeli, besinler özenle iştah açıcı şekillerde sunulmalıdır. A ve C vitaminlerden zengin tablet veya besinler alınmalıdır.

İlaç Sızıntısı
Bazı ilaçlar damara verilirken dışarı sızarlarsa yakarlar ve kötü yaralar açarlar. Bu tip ilaçlar uygulanırken dikkat edilmeli ve acı hissinde doktor, hemşire uyarılmalıdır.

Sarılık/Böbrek Sorunları
Nadirdir. Uygun testlerde izlenerek gerekli tedbirler alınır.

Havale
Nadiren hastalarda özellikle bel iğnesi ve radyoterapi esnasında görülür. Uygun ilaç değişimi ile düzene sokulur. Bazen de beyin tutulumunun işaretidir.

Kalp ile ilgili sorunlar
Bazı ilaçlar kalbi de etkileyebilir ve kalp kasını bozabilir. Bu durumda o ilaca devam edilmez.

Mide ağrısı - Yanma/Kusma
Özellikle prednol gibi kortikosteroid alanlarda olur. Uygun ilaçlarla düzeltilir.

Kan şekeri artışı
Bazı ilaçların yan etkisidir. Uygun diyetle ve tedavi ile düzeltilir.

Ağızda yaralar
Uygun ağız bakımı ve ilaçlarla düzeltilir.

Geç dönemde görülen yan etkileri:
Büyüme-gelişme geriliği
Alınan yoğun tedaviler, özellikle kemik iliği nakli sonrası görülebilir. Büyüme yavaşlayabilir. Radyoterapi sonrası bazen çocuğun okul başarısı etkilenebilir. Işınlama 2 yaşın altında yapılmaz.

Kısırlık
Normal şartlarda çok nadirdir. Ancak yoğun tedaviler, kemik iliği nakli sonrası kaçınılmazdır.

Graftın alıcıyı reddi
Kemik iliği nakli sonrası deri, karaciğer sorunları ve ishale giden bir tablodur. Özel ilaçlarla korunma ve tedavisine çalışılır.

Katarakt
Kemik iliği nakli sonrası görülebilir. Uygun cerrahi müdahale ile düzeltilir.

B) Radyoterapi (ışın tedavisi):
Işın tedavisi 2-3 hafta sürer. Her hafta belli sürelerle uygulandığı "DEVAM (İDAME)" dönemi izler. Artık hasta normal yaşamına döner, okulu, arkadaşları, ailesi ile günlük uğraşlarını sürdürür. Bazı ilaçları sürekli ağzından uygularken, diğerlerini aylık ziyaretlerle hastanede alır. Bu dönem 2-3 yıl sürer ve sonuçta her şey yolunda giderse şifaya ulaşır.

Ancak bazen her şey bu kadar düzenli gitmez ve uyuyan lösemi blastları bazen kemik iliğinde, bazen beyinde, bazen yumurtalıkta yeniden uyanır. Biz buna "TEKRARLAMA (RELAPS)" dönemi deriz. O zaman kemoterapi yanında kemik iliği nakli gibi başka yöntemlere de yönelmek genellikle gerekecektir.


C) Destekleme tedavisi:
Büyük bir harbe benzetebileceğimiz ve hem hasta, hem aile, hem de doktor için büyük bir mücadele dönemi olan hücum ve sağlamlaştırma dönemlerinde sorun yalnız lösemi değildir. Verilen ilaçların yan etkileri, lösemi ve tedavisi ile boşalan ve henüz gerekli hücrelerini yapamayan, hırpalanmış bir kemik iliğinin getirdikleri de problem doğurabilir. Özellikle trombositlerin yokluğu kanamalara ve beyaz kan hücrelerinin (lökosit) yokluğu da infeksiyona yol açabilir. Bunun için kan merkezlerinde trombositlerin ayrılması ile elde edilen "trombosit süspansiyonları" verilerek kanamaların oluşumu önlenebilir. Trombosit süspansiyonları hücre ayrım cihazları ile (cell seperator) sağlıklı seçilmiş vericilerden hazırlanır. Ne yazık ki aynı şey lökositler için geçerli değildir.

Lökositlerin ayrılması ve uygulanması denenmişse de çok fazla sorun doğurduğu görülmüştür. Onun yerine hastayı enfeksiyondan korumak için beyaz kan hücreleri yükselene dek temiz, giriş-çıkışı kısıtlanmış özel odalarda tutma yoluna gidilmiştir. Bu esnada gerek anne-babalara, gerekse doktor, hemşire, sağlık personeline büyük görev düşmektedir. Şu noktalar asla ihmal edilmemelidir:
- Odaya giren her kimse mutlaka elini en azından sabunla, daha iyisi uygun mikrop kırıcı (antiseptik) sıvılarla yıkamalıdır.
- Ayakkabı ve giysilerle dış ortamın mikropları içeri taşınabilir. Bunun için maske, eldiven, galoş (ayakkabı üzerine giyilen lastik kılıf), önlük gibi koruyucu malzeme mutlaka kullanılmalıdır.
- Hastaların kendi derileri, ağız-mide-barsak sistemleri de mikrop kaynağı olabilir. Onun için hasta sık sık yıkanmalı, en azından derisi silinmeli, ağız bakımı muntazam yapılmalı, doktorunuzun önereceği ilaç ve gargaralar muntazam kullanılmalıdır. Hastanın yiyecekleri ve suyu özellikle lökositleri düşükse mutlaka kaynatılmalı, pişirilmelidir.

Eğer infeksiyon ortaya çıkarsa uygun antibiyotikler ve gerekirse mantar ilaçları ile tedavi yapılmalıdır.


D) Kemik iliği nakli:
Son yılların en büyük keşfi basit olarak sağlam bir kişiden alınan kemik iliğinin iyice tedavi edilmiş (kemoterapi, radyoterapi görmüş) hastaya verilerek onun hasta kemik iliğinin yerini almasını sağlamaktır. Böylece artık kemik iliğinde lösemik blastlara yer kalmaz ve hasta şifaya kavuşur. Bu yöntemle hastalığı tekrarlamış her 10 ALL'den 5'i (ALL'de ilk remisyon uyuma dönemi bozulmadan sürerse kemoterapiye devam edilir. Kemik iliği nakline gerek yoktur.) kurtulur. AML'de ise ilk remisyonda kemik iliği nakli uygun olur ve her 10 hastadan 6-7'si bu yöntemle kurtulabilir. Ancak bu işlem o kadar da kolay olmayabilir. Yaklaşık 4-6 hafta hasta tamamen mikropsuz bir ortamda korunmalıdır. Ayrıca kanama olmasın diye trombosit süspansiyonları da verilmelidir.

Kemik iliği nakli için öncelikle, bir verici bulunmalıdır. Bu verici ideal olarak kardeştir. Ancak öncelikle "doku uygunluğu testi" yapılır. Uygun verici aranır. Bazen hastanın kendi kemik iliği de remisyonda iken alınıp, blastalardan temizlenip dondurularak saklanır ve gereğinde kullanılır. Verici çok nadiren yakın akrabalar veya dokusu uygun yabancılar da olabilir. Eğer verici hastanın kardeşleri veya yakınları ise bu tip kemik iliği nakline "allojenik" kendi kemik iliği ise "otolog" denir. Bunun yanında bazen verilen kemik iliği hastayı, bazen de hasta verilen kemik iliğini kendine uygun bulmaz. Bu da ya kemik iliğinin reddi (graft versus host hastalığı-GVHD) ya da hastanın kemik iliğini reddi ile sonlanır (rejeksiyon). Bazen de lösemi her şeye rağmen geri gelir (relaps). Yine de şifa şansı vardır. Kemik iliğini veren kişiye hiç bir zararı yoktur. Sadece 30-45 dakikalık bir anestezi ile kemik iliği alınır. Bunun dışında normal yaşamını sürdürür.

Tedavilerini tamamlayan hasta artık yaşıtları arasına karışır. Özellikle 5 yılını doldurduğunda her şeyi geride bırakır. Geleceğe yönelir.



3- Ailenin diğer fertleri ve kardeşleri:
Özellikle evde kalan çocuklar çok önemli bir sorun oluşturabilir. İlk dönemde ailede bir sorun olduğunu hisseden kardeşlerde korku ve kargaşa hissi kaçınılmazdır. Kardeşlerinin hasta olduğunu anlamasalar dahi; onun yokluğunu anne-babanın huzursuz ortamı, evden uzaklaşmaları onları çok rahatsız eder. Bu aşamada onların sorunlarına ciddi ve tatmin edici cevaplar vermek, onları dinlemek gerekir. Küçük yaştakiler basit açıklamalarla yetinirken, büyük çocuklar detaylarını sorabilirler.

Onlara löseminin ciddi ve özel ihtimam gerektiren bir hastalık olduğunu anlatmak, duygu ve düşüncelerini paylaşmak, sırdaş olarak almak çok yararlı olabilir. Kardeşlerinin tedavisinde rol oynamak onların terk edilmek ve suçluluk gibi duygulara saplanmasını da engelleyebilir. Hatta uygun şartlarda hastanede kardeşlerini ziyaret etmeleri de sağlanmalıdır. Böylece onunla olan ilişkileri daha canlı sürdürülebilir.


4- Diğer aile sorunları:
Anne/babanın sorunları yalnızca çocuklarının hastalığının tedavisi olmamaktadır. Lösemi tedavisi uzun, masraflı bir süreçtir. En önemli sorun bu ağır masrafların karşılanmasıdır. Özellikle SSK, Emekli Sandığı gibi bir sigorta sisteminin güvencesi altında olmayan bir ailenin işi çok zordur. Bu aileler ya sosyal güvenceli bir işe teşvik edilmeli ya da Sosyal Yardımlaşma Vakfı gibi yardımlardan yararlandırılmalıdır. İkinci önemli sorun aile içi psikolojik sorunlardır. Anne-baba-kardeşler konuyla ilgili psiko-sosyal ekibin destek tedavilerine alınmalı, grup tartışmaları ve belli aralarla yapılacak eğitim seminerleriyle sorunlarına destek olunmalı, soruları cevaplanmalıdır. Diğer bir yöntem aileler arası dayanışmanın sağlanmasıdır.


Yüksek Tansiyon(HİPERTANSİYON)


Yükseek Tansiyon
Bireyin kan basıncının,bir süre boyunca devamli olarak normal değerin üzerinde olmasına yüksek tansiyon denir.Yüksek tansiyonda,yalnızca küçük yada büyük kan basıncı degerlerinde yükselme söz konusu olabilecegi gibi her ikisi birlikte de normal degerin üzerinde olabilir.
Bunun yanı sıra bıreyde yüksek tansiyonun varligindan söz edebilmek icin tek bir ölçüm yeterli olmaz.En az üç gün boyunca ve aynı koşullarda,günde en az üç gun boyunca ölçüm yapılması gerekir.Yüksek tansiyon,kalbin büyük bir dirence karşi kani pompalamsına neden olmasının yanı sıra kalbi besleyen damarların hastaligi,kalp yetmezliği,böbrek hastaliklari ve retinopati gibi çeşitli hastaliklar için de başlica risk faktörüdür.
Yüksek tansiyon oluşumunda şişmanlik,kan kolestrol düzeyının yüsek olması,sigara içme,aşiri alkol tüketimi,sitresli yaşam koşulları gibi çeşitli etkenlerin rl oynadigi biinmetedir.
Dünya Sağlik Örgütü yüksek tansiyon için sınır degeri 140/90mmHg olarak belirtmektedir.

MOPOZ NEDİR? SAĞLİKSİZ BİRSEYMİDİR?


Menopoz Nedir? Sagliksiz Birşeymidir?

Menopoz her bayanın basına gelecek bırşeydir.Korkulması gereken birşey degildir,ama işte doğurganlik özelligi kaybedildiği için pisikolojik yonden kişi kendini eksik hisseder.

Bu donemde kişi kilo da alabilr.Ateş biraz yüksektir ama korkulacak birşey degildir.Çünkü bazı hormonlarda artiş olur bundan dolayı da böyle fakliliklar gorülebir.

Kadın hayatının ortalama olarak üçte biri menopoz döneminde geçer. Menopoza girme yaşı tüm dünyada ve antik çağlardan beri fazla değişme göstermemiştir ve ortalama 45-55 civarındadır. 40 yaştan önce menopoza girmek, "erken menopoz " olarak tanımlanmaktadır. Menopoz genellikle hayatın doğal bir aşaması olarak kabul edilmektedir. Gerçekten de menopoz, kadın hayatının yumurtlama fonksiyonlarının sonlandıktan sonraki doğal bir aşamasıdır. Ancak menopozda oluşan bazı değişiklikler kadının hayatını derinden ve öylesine olumsuz etkiler ki bu durum pek çok hastalıkların ortaya çıkmasına ve kadının yaşam kalitesinin azalmasına neden olur. Bu gün menopoz olumsuz etkileri önlenmeye ve tedavi edilmeye çalışılan bir hastalık gibi kabul edilmektedir. Menopozun kadın hayatının doğal bir parçası olması nedeniyle hiç bir şey yapmadan izlenmesi artık eskilerde kalmıştır. Özellikle kadın yumurtalık hormonlarının laboratuar koşullarında üretilip kullanılmaya başlanmasıyla bu kavram daha da ön plana çıkmıştır. menopozda azalan yumurtalık hormonlarının yerine konmasıyla menopoza ait tüm olumsuz değişiklikler ve hastalıklar kolaylıkla önlenebilmekte veya en aza indirgenebilmektedir.

Menopozdaki temel değişiklik kadınlık hormonu olan östrojenin yumurtlamanın durması sonucu azalmasıdır. Böylece kadında,

  • Ateş basma, terleme, çarpıntı, uykusuzluk, sinirlilik, (ruhsal çöküntü) depresyon, unutkanlık, halsizlik, çabuk sinirlenme

  • Bazen cinsel istekte (libido) azalma

  • Kemik erimesi (Osteoproz)

  • Damar sertliği (ateroskleroz) gelişme eğilimi

  • Cinsel organlarda çekilme (atrofi), kuruluk, ağrılı ilişki

  • İdrar kaçırmaya kadar varan idrar yollarında atrofi

ortaya çıkmaktadır.

Çok zorluk çeken bu dönemi kabullenemeyen kişilerin pisikolojik tedavi mutlaka alması gerekir,.

Kadınlar bir sabah uyandıklarında kendilerini menopoza girmiş olarak bulmazlar. Menopoz 20 yıl süren değişikliklerin tam ortasındaki dönemdir. 40 yaşından sonra kadınlarda önce yumurtlamanın azalmasına bağlı olarak düzensiz adet kanamaları, aralıklı ateş basma ve terlemeler, psikolojik değişiklikler ortaya çıkmaya başlar. Daha sonra yakınmalar giderek artar ve adet tamamen kesilir. Bu dönemde 1 yıl adet kanamalarının olmaması menopoz tanısı için yeterlidir. 6 aydan daha fazla adet gecikmeleri araştırılıp kandaki östrojen ve yumurtlamayı uyaran hormon (FSH) seviyeleri ölçülerek kesin tanı konulur. Ancak adet düzensizlikleri veya düzensiz kanamalar menopoza giriyorum düşüncesiyle normal karşılanmamalı; hasta doktoruna başvurarak bu değişikliklerin gebelik ve kadın cinsel organlarının kanserlerinde de görülebileceği göz önünde tutularak bu hastalıklar dikkatle araştırılmalıdır.

16 Nisan 2010 Cuma

KABIZLIK(KONSTİPASYON)

Kabızlık Belirtileri ve Bulguları
Yeişkin bi birey,günde normal olarak 150-250 gr arasında dışkı cıkarır.Sayı ve miktar olarak az olması kabızlıgı dusundurur.Kabızlık,dıskının sert ve kırı oldugunu ve bosaltım sık olmadıgı,zorunlu dıskılamanın olabilecegi anormal durumdur.
kabızlıgın belırlenmesı ıcın,bireyın şikayetlerının sorgulanması gerekir.karında doluluk şişkınlık hissettıgınde ve barsak haraketlerı normalden daha az oldugu zaman kabızlıktan suphelenebilir.
cogunlukla kabızlıkla beraber bosaltım sıstemı bozuklukları da gorulur.

Tedavısi:kayısı ve kaysı urunleri yeenılebılır kaysı şerbetleri içilir,posalı yıyecekler yenır, musıl içilir.

Mide Yıkanması Nasıl Olur(LAVAJ)

Lavaj,kelime olarak bir organın yıkanması anlamındaır.Zehirlenmelerde ve mide kanamalarında,mideye yerleştirilen tüp aracıgılıyla midenin bosaltılması,midenin yıkanmasi işlemidir.özellikle zehirlenmelerde,öncezehirlenmeye neden olan maddenın antidotu verilir,sonra geri alınır.

MİDE ZEHİRLENMELERİ İÇİN
500-1500 ml özel antidot solusyonu(zehir maddesi bilinmiyor ise;serum ,%0.9'luk nacl solüsyonu ya da %1'lik nahco3 solüsyonu) mide sondası
Kapalı drenaj ya da saksin(aspretor)uygulanacak ise y baglantı tüpü kullanılır.

MİDE KANAMALARI İCİN
Buzlu yada oda sıcaklıgında SERUM FIZYOLOJIK Genıs caplıburundan takılan tup yada mide yıkanması icin kullanılan tup yada y tup takılacak ise ;%0.9'luk NaCl solusyonu,serum seti ve serum askısı kullanılır